MATEMATİK FELSEFESİ
ÜZERİNE MAKALELER
|
1-) MATEMATİK ve
FELSEFE
2-)
FELSEFİ AÇIDAN
MATEMATİK
3-)
MATEMATİKSELLİK VE MATEMATİK FELSEFESİ
MATEMATİK ve FELSEFE
Yazar Cemal ÇAĞLI |
|
Perşembe, 14 Aralık 2006 |
|
|
|

|
Felsefe
var olanların varlığı, anlamı ve nedeni
üzerine sorular sorulmasıyla ortaya
çıkmıştır.Eleştirisel düşüncenin ürünü
olarak ortaya çıkan felsefe, bilginin temeli
olarak doğrulara ve davranışımızı yönetecek
sağlam ilke ve kurallara ulaşmak çabası ve
arayışıdır. |
|
Amacı sadece kuramsal bilgi elde etmek ve
vermek değil, aynı zamanda bireyin doğru
davranışlarda bulunmasını sağlayacak yolları
göstermektir. Platon’a göre felsefe, doğruya
ulaşmak, varolanı bilmek için düşüncenin
yöntemli bir çalışmasıdır. Felsefe eline
aldığı herşeyi eleştirir. Gerçek filozof da
edindiği bilgileri yetersiz bulan,
tedirginlik duyan, sürekli arayan, soru
soran, eleştiren kimsedir. Bu nedenle
felsefe bireye bir bilinçlenme sağlar.Her
insanın kendi kişisel etkinliğinin nasıl bir
etkinlik olduğunun bilincine varmasına
yarar. |
Felsefe
her zaman, bir doğru sevgisi ve arayışı, bir
eleştiri, bir yaşayış, davranış ve ahlak sorunu ve
iyiye yönelmiş bir çaba olarak ortaya çıkmıştır.
Felsefe,
genellemelerin genellemesidir. Felsefe bilimlerin
deneylerle elde ettikleri sonuçları akılla
birleştirir. Ancak bu birleştirmede filozof olayları
seçmede ve onlara ağırlık vermede özgürdür.
Özetlemek gerekirse felsefi bilgi geneldir,
evrenseldir, sistemli ve düzenlidir,
birleştiricidir. Felsefe bütün bilimlerin
bilimidir...
Felsefeciler
matematiğe nasıl bakıyor tam bilemiyorum ama gerek
amaç gerekse yöntem açısından bakıldığında matematik
ve felsefe aynı payda altında bulunuyorlar. Daha
kapsamlı ve objektif bilgileri, alanında uzman olan
dostların yazıları ve katkıları sayesinde
öğreneceğiz. İnsanlığa mal olmuş matematikçilerin bu
konudaki düşüncelerine ulaşarak sizlere sunacağız.
Matematik
ve felsefe birbirini karşılıklı olarak etkileyip
geliştirmiştir. Onları birbirinden ayrı düşünmek
kanımca yanlış olur. Felsefesiz matematik kuru
bilgilerin, formüllerin ve tanımların bir toplamı
olur ki bu, insanlığın daha iyiye ve daha güzele
gitmesine en büyük engeldir. Ağacı gövdesiz düşünmek
ya da gövdeyi dalsız düşlemek ne kadar gizemli ve
anlamlı olabilir ki! Çok iddialı bir saptama
olabilir ama yine de şunu söylemek istiyorum:
felsefesiz matematik öğrenilebilir ama felsefesiz
matematikçi olunamaz. Matematik bilmek ile
matematikçi olmak aynı şey değildir. Bu ülke de iyi
matematikçilerin çıkmamasının bir nedeni büyük
olasılıkla felsefi derinliği olmayan insanların bu
alana yönelmiş olmalarıdır diye düşünüyorum.
Ülkemizde
felsefenin bir ders olarak okutulması, sosyoloji ve
psikoloji ve mantık gibi sosyal bilimlerin ya
okutulmaması ya da seçimlik konumuna düşürülmüş
olması nedensiz değildir ve bunun 12 eylül sonrasına
denk düşmesi de asla tesadüfi değildir. Düşünceden
ve eleştiriden korkmanın dışavurumudur. Düşüncenin
suç sayıldığı toplumsal bir sistemde elbette
matematik ile felsefe ve diğer sosyal bilimler
arasında kopmaz bir bağ kurulamaz. Durum böyle
olunca da matematik asli görevini yerine getirmek
yerine, çocuklarımızı robotlaştırmak için
kullanılır. Bir toplumda matematik korkusu bu derece
yaygınsa bilinmelidir ki matematik felsefeden o
kadar uzak bırakılmıştır.
www.matematikgeometri.com

|
Ali Eskici
alieskici.com
"Bir gun uykuya dalsan ve ruya gormeye baslasan, seni hic
uyandirmasalar sen yasadigin, gordugun herseyi gercek
sanmaya baslarsin." Matrix...
Eger gercegi gozlerin acikken yasamiyorsan, kapali iken de
yasayamazsin! Peki illuzyon nerede?
Gozleri kapali olmamak ve tum algilari ve kavram gucuyle
evreni cozumlemeye calismak iste gercekligi ancak boyle
kavrariz. Ne mutlu ki gorunenden otesininde oldugunu
farkedebilen insana, ne yazik ki gunubirilik catismalarla
yasayan kucuk insanlara ve ters etki; ne yazik ki bilgisi
arttikca ne kadar yetersiz oldugunu gorup aci ceken insana
ve ne mutlu ki az sey bilen ama kucuk dunyasinda kucuk
seylerle mutlu olabilen insana :) [mi?] [Degil, bilincli
insan bilinmeyenden rahatsiz olur.]
=====>
Kup 2
Kubun boyutu; askerlerin disaridan izledigi seyin boyutudur.
(Kup 2 filminde.)
Kup sanal bir gerceklik yaratmisti ancak bu bilgisayar
sanali degil, kuantum gercekligi idi.
=====>
Illuzyon: Gercekdisi bilgi, gercegi carpitarak elde kalan ya
da farkli bir kani sekline donusen veri. Ruyalar
gerceklikten beslendigine gore yalnizca gercegin kotu bir
yansimasidirlar, alternatif gerceklik degil. Matrix'te ise
beyne direkt alternatif gerceklik sunuluyordu. Matrix'te
makinalar insanlari uyutmuyordu. Bu noktada gerceklik
konusundaki tartismalar sonuc vermez. Diger yandan;
gercekligi algilayimisdaki surecler ile Matrix'teki
insanlarin algi surecleri ayni. O halde Matrix'te yapilan
su; algi merkezine (beyin) algi araclari kullandirilmiyor,
bunun yerine gerceklik farkli sekilde sunuluyor.
Bu konular aslinda makro ve mikro kozmos acisindan ilginc.
Insan kendi mikro kozmosunu yaratiyor ki bu yolda ilerliyor
sanki (yapay zeka, klonlama...). Buna mikro kozmosun farkli
bir yonunu olusturuyor da diyebiliriz. Bilgisayar dunyasinda
bazi seylerin calisma mekanizmalari canlilardan orneklenerek
tasarlanmis. (Karincalar, orumcekler ve urunleri...). 15 yil
once gazetede okumustum. Matematikciler zincirin formulunu
cikarabildi sonunda diye. Bu DNA icin gerekliydi. DNA'nin
bir kod olmasi makro-mikro kozmosla ilgilidir.
Son olarak Gokteki Pi, Saymak, Dusunmek ve Olmak, John D.
Barrow, Beyaz Yayinlarindan cikmis kitaptan bir alinti:
"Bugun geriye donup baktigimizda, Doga'nin sembolik dili
olarak gordugumuz sayilarin etkisini, o asla bozulmayan
analojiyi gorur ve sorariz: Dunya neden boyle ve Doga'nin
isleyisini cozmemizi ve ongormemizi saglayan matematigin su
ilginc dili neyin nesi? Kisacasi, onu biz mi icat ettik
yoksa kesfettigimiz bir seyin parcasimiydi? Eger onu
kesfettiysek, bu onun bizden bagimsiz olarak varoldugu
anlamina mi geliyor? Eger boyleyse nerede varoluyor?
Kesinlikle icinde yasadigimiz zaman ve mekanda degil, cunku
onlar ayni matematik tarafindan tanimlanabiliyor. Ama eger
baska bir alanda varoluyorsa, biz diger matematiksel
bicimler dunyasiyla nasil oluyorda temas kuruyoruz?"
"Matematik sadece bir analoji midir, yoksa belirli
dusuncelerden olustugumuz fiziksel gerceklerin yapildigi
madde midir?"
Descartes'i okuduysaniz; matematigin ne demek oldugunu az
cok bilirsiniz. Dusunuyorum o halde varim. Acaba gerceklik
dusunce miydi baslangicta, varlik mi? Tabi ki maddesel bir
temel var ama bu nedir? Web sitemde matematik sayfasinda
giriste bununla ilgili sozler var. Ben de size sunu
ileteyim: bana oyle guclu bir sekilde geliyor ki; henuz daha
matematikte bulunacaklar sonsuza acilim gosterecek.
Matematik manevi boyutta da gecerli olacak. Bilinmeyenin
cozumlenmesinde tek arac konumuna gelecek. Deneyler bile
tamamen kaldirilacak. Hersey gelismis bilgisayarlarla
yapilacak. Su anda farkinda olmadan beyinlerimiz,
telefonlar, internet v.s haberlesme araclari ile birbirine
bagli, bu durum biyosistemler ile organiklesecek
gorunuyor.... Burada milyonlarca bilgi yigimi var, hepsini
yazamam.
Matematik doganin sembolik dili. Matematik zeka icin
cozumlenmeyecek bir sorun yok dunyada. Bir sorun mu var?
Matematikcinin giremeyecegi yer yok. AIDS'in cozumu mu?
Cozum basit olurdu yeterince bilgin (yeterince bilgi;
canlilar hakkindaki tum biyolojik bilginin yaninda sentezci
analitik bir zihin gerek, bu durumda ampirik yaklasimlarin
cogu yalnizca dusunu test etme durumuna duser) olsa....
Matematik ilksel varligin (toz) giriskenliginin sonsuz
urunlerinin aciklayicisidir. Nedenlerin baslangicinin
aciklayicisi. Doganin zekasi.
Matematigin maneviyati, herseyin ozune inen yuksek ve yogun
bilgileri doguruyor. Bu cumle havada kalmasi simdilik
zorunlu olacak derecede yogun bilgi icerdiginden aciklamam
cok gerekli degil. Onu yasamak gerekli, sadece.
Ne yazik ki Turkiyemiz, 'Matematik' acisindan bir koydur.
Baska alanlarin hemen hepsinde oldugu gibi. Bizde matematik
genellikle dort islemin (aritmetigin) gelismis bir teknigi
olarak kullanilir. Hemen butun universitelerimizde, sadece
matematikte degil tum bilim alanlarinda arastirmacilarimiz,
doktorlarimiz, profesorlerimiz ya baska ulkelerde coktandir
yapilmis arastirmalari tekrarlar ya da incir cekirdegini
doldurmayan disarida ilgi bile gosterilmeyen konularla
ilgili calisarak goz doldurmaya cabalarlar.
Bir insanin hedefi buyuk ve onemli olmadikca o insan
gelisemez. Buyuk hedeflerin secilmesi gereken ulkemizde
ozellikle bilim alaninda mevkisini kisisel hirslarini tatmin
etmek icin kullanan, yillarca orada oturdugu halde bolumunde
hicbir olumlu yenilik ve degisim saglamayan yonetici takimi
ve sozde arastirmacilara, hedefsiz ve ideali kucuk hedefler
olan kucuk insanlara ihtiyacimiz yok. Bulundugu yeri
gelistirmeye calisan, kendine ve insana saygisi olan
Turkiye'nin gerceklerini farkedip tum gucuyle imkanlari
zorlayarak yeniliklere kucak acan, akla ve gelecege onem
veren hedefleri buyuk ve onemli, idealist, buyuk insanlara
ihtiyacimiz var. www.matematikgeometri.com
Ünal Ufuktepe
Sayı : 4 / Ekim 1995
MATEMATİKSELLİK VE MATEMATİK FELSEFESİ
Matematik bir çok disiplinin birleşmesidir. Euclides
Geometrisi, Cebir, Grup Teorisi, Analiz, Reel Analiz,
Karmaşık Analiz, Olasılık, Fonksiyonel Analiz, Diferansiyel
Denklemler, Euclides-dışı Geometri ve daha nice
disiplinlerin ortak özelliği, tanımsız kavramların kabulü
ile başlıyor olmalarıdır. Sonrasında gelen bütün kavramlar
başlangıçta kabul edilenler üzerinde tanımlanırlar. Örneğin
nokta Euclides geometrisinde pozitif tam sayı, cebirde ise
tanımsız kavramdır.
Matematik sadece özenle geliştirilmiş bilimsel bir teori
olmayıp, aynı zamanda modern bilimin de temeli olmuştur.
Bilimde bir teorinin gerçekten bilimsel olmasını belirleyen
ölçütlerden biri matematik kullanımıdır. Matematiğin
soyutluğu bir çok insanı korkutur ve uzaklaştırır. İşin
ilginci soyut oluş, insanlar tarafından gözlenip aşıklamada
zorluk cekişte bir numaralı kurtarıcıdır. B.Russell
"Matematik sadece doğruyu söylemekle kalmaz aynı zamanda
onun güzelliğini de ortaya çıkartır" der [1]. Matematikteki
ahenk veya düzen kimi zaman bazı filozoflara, bilim
adamlarına bir resmin renk ahengini, bir müziğin duruluğunu
anımsatır. Kimisi bunun karşısında hayranlığını, sevinç ve
heyecanını gizleyemez. Her ne kadar başlangıçta matematik
doğayı ve insanları ilgilendiren problemlerin çözümü olsa
da, matematikçiler matematiği bu alanından alıp,
bilinçlerinde oluşan problemlere kavramsal çözümler düşünsel
eylemine dönüştürürler. Örneğin Geometri, ilk önce alan
hesaplanması ve astronomik çalışmalardaki yıldızların yeri
ve hareketlerinin gozlenmesi ile başlamıştır. Olasılık kumar
oyunlarında kazanma hırsına kesinliğin nasıl maledileceği
ile başlamıştır. Ama bugün bu dallara baktığımızda
başlangıçta yarattığımız bu disiplinlerin artık
kontrolümüzden çıkıp kendi içinde kendi problemlerini
yaratıp onların soyut çözümleri ile uğraştığını görürüz.
Bilim içinde üretilmiş problemlerin toplum ve doğadaki
problemlerin çözümü ile ilgili olabileceği gibi, hiç bir
ilgisi de olmaya bilir demek ki. Onun öz kaynaklarından biri
belki de temeli, matematiğin bilim adamına verdiği haz
duygusunun ölçütünün olmamasıdır.
Tarih içinde bilimlere bakıldığında, soyut matematikte bir
konu ortaya çıktıktan sonra, zaman içinde bunun başka bir
bilim dalında uygulandığına tanık oluyoruz. Veya
matematikteki bir problem fiziksel bir olayı açıklamakla
ortaya çıksa bile bu problem başka bilim dallarında farklı
olayları açıklamak için de kullanılır. Örneğin olasılık
artik kumarbazların ihtiyaçlarından çok fizikçi ve
matematikçilerin işini görür.
Bir çok bilim dalı, matematiğin dilini kullanır. Ama bu dil
bizim bildiğimiz diğer dillerden elbet çok farklıdır, daha
sınırlı ve daha katıdır.
Diğer bilimler ile matematik arasındaki temel farklılıklar
düşünce sistemlerinde ve ispat-açıklama yöntemlerindedir.
Birincisinde olgusal içerik bulunur, yani gözlemin
sonucundaki açıklama yeterli olur. Matematiksel düşüncede
ise kavramsallık vardır, yani "gözlenen olayı olgusal
açıklama yerine ilişkileri teorem olarak ispatlama" [2].
Matematiksel oluşta açıklık ve kesinlik vardır. Doğruluk
şüphe götürmez kuru gerçektir. İspat yapılmadığı sürece
genelleme yapılmaz. "Her çift sayı iki asal sayının toplamı
olarak yazılabilir" hipotezini çürütür tek bir örnek
bulunamamış olunsa bile bu yönde bir genelleme yapılmaz.
Matematikçiler kanıt toplamaktan çok ispata yönelirler.
Gelişim kaynakları, yaratıcı imge ve sezgilerini, mantıksal
yapısını gelecekteki yazılarımda daha ayrıntılı vereceğim
matematikselliğin öznel düşünce etkinliklerindeki farklı
yaklaşımlarının doğal kaynağı MATEMATİK FELSEFESİ'ni aşağıda
ana temaları ile sunmaya çalışacağım.
MATEMATİK FELSEFESİNE GİRİŞ
Matematik felsefesi denildiğinde konu bir çoğunuza belki
soğuk ya da anlamsız geliyordur. Oysa konu büyüleyici ve
çekici. Bu yazının hedefi bazı okuyucuları büyülemekten çok,
çekiciliğin etki alanına insanları toparlayıp neden sonuç
ilişkilerinde bilginin kaynağını ve matematiğin temelini
sorgulama biçimleri üzerinde birlikte düşünmek.
Soyut matematik daima rasyonel düşüncenin doruğundadır.
Matematiksel sonuçlar sayılar teorisinden geometrik
şekillere, küme teorisinden fonksiyonel analizin karmaşık
yapısına kadar doğruluğun bükülmez en sert örneklerini
oluştururlar. Kimi zaman kavramlar çok basit ve sadedir, ama
yine de her insan beyni bu doğrulukla barışık değildir.
Benim kaygım ya da tasam barışı sağlamak, bağnazlığı bozguna
uğratmak. Kaygım düşün ufuklarımızı ÖZGÜR kıldırmanın yöntem
ve biçimlerini sorgulamamız üzerine.
Matematik entellektüel yaşantımızın içine girdi mi, modern,
ileriye dönük değişimlere açık bir toplumun şekillenmesinde
en temel görevi üstlenir. Amacım elbet matematiği bir yana,
bilimi bir yana koymak değil, bunu yaptığımızda anarşi ve
terör girer günlük yaşama. Bilimi anlamak da mümkün olmaz.
Rasyonel düşüncede matematik ve bilim birlikte
üretkendirler. Bir köprünün inşasından tutun da, internet
bağlantılarına kadar yaşamın her yerinde esrarengiz
güçlerini birlikte sergilerler. Yaşamda matematiğin değerini
sorguladığınızda karşınızda matematik felsefesini
bulursunuz. Sonlu insanın sonsuzluk ile nasıl oynadığını,
matematiği nasıl yarattığını düşündükçe karşımıza yine
matematik felsefesi çıkar.
Bütün tutarlılığı içinde matematiğin degişik bir niteliği
vardır ve bu nitelik oldukça zorludur. Bizi baştan çıkaran
matematikteki kesinlik, objektiflik, matematiksel düzendeki
sonuçların estetik zihinsel güzelliğidir. İnsanoğlunun bu
gerçek ile nasıl bir bağlantı kurduğunu kolaya kaçmadan
açıklamamız gerekiyor. Başka bir deyiş ile biçimsel ya da
tanımsal semboller ile oynanması, matematiğin bakış açısına
ve platonik dünyasına kendimizi tam anlamı ile vermemizi
gerektirir. Bu işi uzun yıllar önce temelciler çok iyi
yaptılar. Matematiğin nasıl yaratıldığını ince ince
çözümlemeye ve sonra dokumaya uğraştılar.
Matematik felsefesindeki temel sorunlardan biri geleneksel
yapımcı düşüncenin kavramları ile realistik matematiksel
kavramlar arasındaki temel ayrılıktır.
Realizm matematiksel kavramlardan bağımsız bir matematiksel
evrenin gerçekliğini kabul eder. Başka bir deyiş ile
"realizm: dış dünyanın algı veya bilgimizden bağımsız var
olduğu savını"[2] kabul eder. Başka bir felsefi görüş olan
yapımcılık ("Belli ilkel nesneler (örneğin doğal sayılar)
kullanılarak sonlu adımda inşa edilebilen matematiksel
nesneleri yanlızca var veya anlamlı sayan öğreti" [2] ) ise
her hangi bir matematiksel gerçeğin, matematikçiler
tarafından potansiyel bir yapıya uygun hale getirilmiş
olduğunu söyler. İki görüşün de kabul edilebilir yanları
olmakla birlikte kendi içlerinde karşılaştıkları ciddi
problemleri vardır.
Bugün matematik felsefesi artık felsefe içinde kendi başına
bir dal haline gelmiştir. Varlık bilimi ve metafizik
gözönüne alındığında bu felsefe dalının doğal gerçeğin özü
ile, temel ile ilgili olduğu anlaşılır. Bu konuda tipik bir
soru şöyledir: Soyut nesneler var mıdır? Benzer bir soru da
şu olabilir: Uzayda var olan bütün nesneler soyut mudur? Var
olan somut parçacıkların tümü gerçekten yer-zaman ilintisi
içinde mi mevcuttur? Şimdi bu sorulara yanıtlar ne olabilir?
Eğer realist görüş matematiğe doğru bakıyorsa, evet soyut
nesneler denilen MATEMATİKSEL NESNELER vardır. Yok yanlış
ise o zaman bütün nesneler zamana aittir, yani dünyevidir,
bu da olsa olsa yapımcı görüşün yanıtı olabilir.
Matematiksel konuşmada anlam ve gerçeğin analizi esastır.
Çekiciliğin ve esrarengizliğin perdesi böyle aralanır.
Perdeyi aralayanlar farklı yöntemlere başvururlar. Bilim
felsefesi gözönüne alındığında, eğer yapımcılığın verdiği
yanıt doğru olsaydı o zaman iyi bir bilgi kuramı anlaksal
bir iç eylem olarak matematik için bir açıklama oluştururdu.
Diğer yandan eğer realizm bir bilgi felsefesi tarafından
uzlaştırılırsa onun matematiksel sezginin özel bir yeteneği
ile ya da matematiksel dünyanın algısı ile bir bilgi
sağlaması gerekirdi. Realizm, matematiğin bir açıklaması
olarak, matematiksel dillerin kuramsal bir model olarak
yorumlanmasını düzenler ve genelde anlambilim kuramını
geliştirir. Matematikteki yapımcılık, anlamları açıklamada
daha hesapçıldır; anlambilimi geliştirirken bir yandan da
doğabilim ve dilbilim ile bağlantılar kurar.
Matematik felsefesi, matematiğe getirilen felsefi açıklama,
Platon ve Pyhtagoras'ların döneminden bugüne kadar gelmiş
olup felsefe içinde önemli bir yere sahiptir. Matematik
felsefesi kusursuz bir disiplin olmakla birlikte müthiş bir
değiştirme gücüne de sahiptir. Kuhn'a göre bu değiştirme
gücü "devrimcidir, köktendir, yeni bir olgunun
yaratılışıdır". 19. yüzyıl sonlarında matematik felsefesinin
temel sorusu 'Matematiğin temeli nedir?' şeklindeydi. Bu
soruyu cevaplamak üzere geliştirilen düşün disiplinleri çağ
içinde köklü değişimlere neden olurlar. Cevapların birinde
temeller matematiksel mantık disiplini ile açıklanır. Bu
görüş Cantor'un sonsuzlar analizinde, Frege'nin sayılar
analizinde, Russel ve Whilehead'ın büyük eserleri Principia
Mathematica'da netleşir. Matematik felsefesi temellerin
sorgulanmasıdır. Zira birbiri ile çatışan kuramlara değer
biçme, rekabetler arasında hüküm verme felsefenin işlerinden
biridir. O dönemde bu hükmün aracı mantıktır.
Diğer yandan son tartışmalarda matematiğe temelci
yaklaşımlardaki yetersizlikler vurgulanır. Matematiksel
kuramların yapısında güçlü bir sınırlama olduğu ileri
sürülür. Eğer yüzyıl önceki durum ile kıyaslanırsa doğru
temellere çok yakınlaşmış olduğumuz söylenemez. Aynı temel
tartışma ve itirazlar hala üst düzeyde sürdürülmekteler.
Bununla birlikte yakın zamanın analizlerinde, temelciliğin
aşikar sayılan anahtar varsayımlarının bugün hiç de öyle
olmadığı ileri sürülmektedir. Ancak temeller üzerine yapılan
tartışmalar ilk heyecanını ve gücünü yitirmiş görünüyor.
Tartışmalar matematik felsefesinin gündelik kavramlarından
uzaklaşıyor, el değmemiş bölgede tek başına haykıran sesin
etki alanındaki tartışmanın değeri vurgulanıyor. Zaman
temelcilerden sonra gelenlerindir şimdi. Matematik felsefesi
ancak matematikçiler ve onun kullanıcılarının üzerinde
yoğunlaştıkları konuları yeniden sorgulamaya başladıkları
zaman yeniden canlanacaktır. Eğer matematiğe önyargısız
bakarsak, sınırlılığın zincirlerini kırabiliriz. Temelciler
tarafından ihmal edilen biçimsel olmayan ispatlar, tarihsel
gelişim, matematiksel hataların olabilirliliği,
matematikçiler arasındaki iletişim, matematiksel yorum ve
açiklamalar, modern matematik de bilgisayarların kullanımı
vb. birçok nitelikler çıkarımlarda temel etken olur.
Temelciler asıl pratiği temel aldıkları için biçimsel
ispatların sağlanmasında, kümeler hakkındaki keşiflerde ve
diğer temel kavramlarda matematiksel etkinliği esas tutmuş,
geri kalan herşeyi üst yapı olarak yorumlamışlardır.
Matematik felsefesinde tartışmaların odak noktasını
oluşturan temelcilik üzerinde bilim adamları ve
matematikçiler yaklaşık yüz yıl harcadılar. Öyle ki
Matematiksel Mantık üzerindeki tartışmalarda da temel dört
mantık okulu ortaya çıkmıştır.
1) Platoncular (Realistler - Gerçekçiler)
2) Mantıkçılar - Temelciler
3) Biçimciler - Tanımcılar (Formalistler)
4) Sezgiciler - İnşacılar - Yapımcılar
Doğrusu bu okullararası kavgalar oldukça değerlidir. Ama
uzun süren tartışmalar bir döngüye tıkanıp kalınca, kimi
düşün insanları bunun dışına çıkmaya yöneldiler. Lakatos'tan
oldukça etkilenen R.Hersh bunu açık açık dile getirir;
"Bilim adamları hala 20. yüzyılın ilk döneminde başlayan
büyük temel tartışmaların etkisinden kurtulamadı gitti.
Mantık okulları matematiksel çalışmalarda gerekli izi
bırakmıştır. Fakat felsefi programlar için, matematiksel
kuramlar için sağlam bir temel kurma girişimlerinin hepsi
kendi yollarında koştular ve artık tükendiler, daha doğrusu
pilleri bitti. Buna rağmen hala tam tanımlanmamış açık olan
yanları var. İlginçliği ve önemi kalmamış temeller üzerine
bir calışma bulduğumda felsefe ile kesinlikle
ilgilenmiyorum. O yüzden de kendimi, matematiksel
belirlilik-kesinlik ile doğa hakkındaki belirsizliklerimin
yüzleşme olasılığını ortadan kaldırarak, onlardan mahrum
ediyorum." [3]
H.Putnam ise temelci tartışmalara karşı çıkarken, yeni ürkek
seslere dikkat çeker; "Çok az ürkek ama cesaretli bir iki
ses temellere karşı çıkıyor ve buna ihtiyaç olmadığını
söylüyor. Ve ben dikkatlerinizi bu ürkek seslere çekmek
istiyorum. Matematiğin belirsizlik, temellerin de bir kriz
içine düştüğünü sanmıyorum. Aslına bakarsanız matematiğin
temellerinin olduğuna ya da ona ihtiyaç olduğuna
inanmıyorum. Kuşkusuz çeşitli sistem yapımcılarının
düşüncesi bana içsel problemlermiş gibi geliyor. Bu
sistemler entellektüellik gibi ilginçtir. Sistemler üzerine
yapılan araştırma ve tartışmalar kuşkusuz devam edecektir,
etmelidir de. Ama ben sizi matematik felsefesinin değişik
sistemlerine inandırmak istiyorum (bunu hiç süphem yok
beceremeyeceğim ama yine de deneyeceğim)." [4]
Felsefeciler temelci düşünceye pek düşkündürler: 'Bilginin
temeli', 'Fiziğin temeli', 'Matematiğin temeli' gibi.
Temeller hakkındaki sıradan bir spekülasyon kuşkusuz akla
uygunluğun yaratıcı sürecindeki bir disiplin tarafından
dikkate alınmaz. Eğer bir disiplin kriz yaşıyorsa, o zaman
felsefi spekülasyon özünde kuvvetlendiricidir. Ondokuzuncu
yüzyıl matematikçileri böylesi bir krizi yaşarlar. Dönemin
düşünürleri Euclidian olmayan geometriyi özümlemeye,
geometriyi analiz ve aritmetikten ayırmaya, kalkülüsü
belirli bir temele oturtmaya, sonsuzluğu özümlemeye,
kümelerin genel yapısını keşfetmeye ve paradokslardan uzak
durmaya calışırlar. Bu çalışmalardan elde edilen bilgi
birikimi, gelişimler ve etkileşimler zengindir. Hantal olan
bilgilerden arınma, karmaşıklığı basitleştirme girişimleri,
bulunan sonuçların temel kavram ya da ilkelere indirgenmesi,
onlara açıklık kazandırılması bugünün kuşağına devredilen en
büyük mirastır. Matematiksel kavram ve ilkelere ulaşım
yorucudur, kimi zaman insan bocalar, sonuca ulaşamamanın
bunalımını yaşar, ama zorlu ve bilinçli çalışma kişiyi
bilinç altında meşgul eden ilkeyi sonunda gün ışığına,
bilinç düzeyine ulaştırır. Böylesi bir değişim döneminin
ürünü Gottlob Frege temelciliğin en büyük mimarlarından
biridir. Ölümünden sonra büyüklüğü anlaşılan gelmiş geçmiş
büyük matematikçilerden biri olan Frege'nin temel eserleri
şunlardır:
1) Begriffsschriff (1879) - Formüllerin dili ve aritmetik
modelleri
2) Die Grundlogen der Arithmetik (1884) - Matematiksel
mantık ve sayılar üzerine temel kavramlar
3) Grundgesetze der Arithmetik,I, II (1893) - Aritmetiğin
temel kuralları
Değişken, Küme, Bağıntı, Fonksiyon ve Nicelikler gibi
kavramlara mantıksal açıklık getiren Frege, onları
aksiyomatik bir yapı içine oturtur. Değişkenlere tanımsız
sayıların isimi gibi bakılıp, sonsuzluk fikri sonsuzluk
sembolüne tıkanıp kalmış ve elemanı sembolü ile kapsam
sembolü karıştırılır iken o bunlara kesinlik getirmiştir.
Fregenin ölümünden sonra taraftarları (öğrencileri) ve ondan
etkilenmiş olan matematikçiler, mantıkçılar, felsefeciler
çok olmuştur. Çalışmaları Cantor, Dedekind, Zermelo, Peano,
Russel ve Hilbert tarafından tamamlanmıştır. Matematiksel
mantık disiplini ileriye götürülür. Temelci yaklaşımlar
doğrudan matematiksel deneyleri etkiler, temellere teorik
felsefi bir tanim kazandırılır. Frege'nin çalışmaları bir
çok bilim adamını büyülerken o zamanlar genç bir öğrenci
olan B.Russel, o güne kadar kimsenin bir araya basit sade
bir dil ile getiremediği Fregen'nin temeller üzerine
çalışmasını basıma hazırlandığı bir dönemde, kibar ve ince
bir dille Frege'nin kurduğu sistemin geçersiz olduğunu
yazar. Frege'nin mantıksal sonuç ve gerçek kavramlar üzerine
sorgusu ile başlayan tartışma B. Russel ile daha üst bir
boyuta sıçrar. Temeller üzerine gelişen bu tartışmalarda
temelciler kendi içlerinde de farklı farklı düşünmeye başlar
ama ortak görüş matematiğin mantıkla özdeş olduğudur.
Cantor matematiğin özünde zengin bir özgürlüğün olduğunun
altını çizer. Onun vurguladığı bu özgürlük inşa etme,
varsayımlar oluşturma özgürlüğüdür. Formalizm bu görüşe ayrı
bir yaklaşım daha getirir; matematiğin insan zekası ürünü
olduğu ve matematiksel nesnelerin sanal nitelikleri olduğunu
ileri sürer. Platoncular ise matematiğin bizden
bağımsızlığını varsayar ve kendine has yasaları olduğunu
söylerler. Sezgiciler matematiğin insan zekası ürünü olduğu
iddiası ile Platonculara karşı çıkarlar. Onlara göre
ispatlanamayan bir şey doğru değildir.
Matematiksel gerçeklik ve düşünme yapısı incelendiğinde,
matematiksel nesnelerin gizemli özellikleri ve bunların
büyük zeka uğraşıları sonucunda ispatı göz önüne alındığında
MATEMATİĞİN BİR FELSEFİ DÜŞÜNCE sistemi içine
sığdırılamayacak kadar sonsuz bir zenginliğe sahip olduğu
görülür. K.Popper'in üç dünyasından üçüncüsüne tekabül eden
matematiği gelin birlikte inceliyelim.
Kaynaklar:
[1] Russel,B "Intro. to Matematical Philosophy",London
[2] YILDIRIM,C. " Matematiksel Düşünme"
[3] Hersh,"Intro. Imre Lakatos" Mathematical Intelligencer,1
(1978),148
[4] Putnam,"Mathematics Without Foundations",Jour. of Phi.
64 (1967),5.
[5] J.van Heijenoart,"From Frege to Godel"
www.matematikgeometri.com
|