Atatürk 1937 yılında yayınlanan bir geometri
kitabı yazmıştır. Bu kitapta kullanılan yeni terimler
ayrıntılarıyla açıklanmış ve üzerlerine örneklerde
verilmiştir. Bu kitap geometri öğretenlere ve bu konuda
bilgi edinmek isteyenlere kılavuz olarak kültür bakanlığınca
yayınlanmıştır.
A. Dilaçar anlatıyor: “1936
yılı sonbaharında bir gün Atatürk beni özel kalem müdürü
Süreyya Demir’ in yanına katarak Beyoğlu’ndaki Haset
Kitapevine gönderip uygun gördüğünüz Fransızca Geometri
kitaplarından birer tane aldırdı. Bunları Atatürk’le beraber
gözden geçirdikten sonra ben ayrıldım ve kış aylarında
Atatürk bu eser üzerinde çalıştı. Geometri kitabı bu emeğin
ürünüdür.”
Mustafa Kemal bu geometri kitabını yazarak matematiğe
daha anlaşılır yeni terimler kazandırmak isteğini Sivas’ ta
girdiği bir geometri dersinde ortaya koymuştur.
Atatürk 13 Kasım 1937 tarihinde Sivas’ a gitmiş ve 1919
yılında Sivas Kongresi’nin yapıldığı lise binasında bir
geometri ( Hendese ) dersine girmiştir. Bu derste
öğrencilerle konuşmuş ve geometri üzerine çeşitli sorular
yöneltmiştir. Ders esnasında eski terimlerle matematik
öğreniminin ve öğretiminin zorluğunu bir kez daha saptayan
Atatürk “ bu anlaşılmaz terimlerle bilgi verilemez. Dersler
Türkçe terimlerle anlatılmalıdır.” Diyerek dersi kendi
buluşu olan Türkçe terimlerle ve çizimleriyle anlatmıştır.
Bu sırada derste Pisagor teoremini de çözümlemiştir.
Atatürk sadece siyasi ve idari alandaki dehası ile değil,
sayısal dünyadaki üstün başarısı ile de karşımıza çıkmış
oluyor.
ATATÜRK’ÜN
GEOMETRİ KİTABI
Müsellesin, zaviyetan-ı dahiletan mecmu’ü 180 derece ve
müselles-i mütesaviyü’l-adla, zaviyeleri biribirine müsavi
müselles demektir.” yerine Üçgenin iç açıları toplamı 180
derecedir ve eşkenar üçgen, açıları birbirine eşit üçgen
demektir. dememizi Atatürk’e borçluyuz.
“Müsellesin, zaviyetan-ı dahiletan mecmu’ü 180 derece ve
müselles-i mütesaviyü’l-adla, zaviyeleri biribirine müsavi
müselles demektir.”
Osmanlıca bilmeyenlerimizin bu cümleyi anlayacağını
sanmıyoruz. Bugün kullandığımız Türkçe ile yukardaki cümle
şu anlama geliyor: “Üçgenin iç açıları toplamı 180 derecedir
ve eşkenar üçgen, açıları birbirine eşit üçgen
demektir.”1937 yılından önce öğrenciler metamatiği Osmanlıca
terimlerle öğreniyorlardı. Daha doğrusu öğrenmiyorlar,
ezberliyorlardı. Ta ki, Atatürk’ün bizzat yazdığı Geometri
kitabında yeni matematik terimler geliştirilene kadar.
1937 yılının Kasım ayında yeni bir eğitim ve öğretim yılına
girilirken, Mustafa Kemal Atatürk, Türk Dil Kurumu’nun
çeşitli bilim dallarına ait Türkçe terimleri saptadığını, bu
sayede dilimizin yabancı dillerin etkisinden kurtulma
yolunda esaslı adımını attığını ilan eder. Aynı yıl
okullarda, eğitim Türkçe terimlerle basılmış olan kitaplarla
başlar ve bu olay kültür hayatı için önemli bir adım olur.
Atatürk, dilde özleşmeyi olanakların son kertelerine kadar
zorlamış, bilim ve düşün dilinin sadeleştirilmesinin ve
eğitimin Türkçe yapılmasının gerekliliğini önemle
vurgulamıştır.
Atatürk’ün geometri kitabı
Bilimsel terimlerin Türkçeleştirilmesinde karşımıza çıkan
ilk adım yine, Atatürk’ün 1936-37 kış aylarında kendisinin
yazdığı ve geometri öğretiminde yol gösterici olarak
tasarlanan 44 sayfalık bir geometri kitabı. Kitap, 1937’de
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yazar adı konmadan
yayınlanmış, 1971 yılında da ikinci bir baskısı Türk Dil
Kurumu tarafından çıkarılmış. Kitapta yer alan, günümüzde de
kullanılmakta olan pek çok terim, Atatürk tarafından
türetilmiş. Atatürk’ün türettiği sözcükler ile daha önce
kullanılan Osmanlıca sözcükler karşılaştırıldığında yapılan
işin önemi ortaya çıkıyor. Tablodan da görülebileceği gibi
bugün kullandığımız matematik terimlerinin hemen hemen
tamamı Atatürk tarafından türetilmiş, başka bir ifadeyle bu
sözcüklerin büyük çoğunluğu tutmuş. Atatürk’ün
önerdiklerinden sadece “varsayı, pürüzma, dikey üçgen, dikey
açı, tümey açı, imsiy, ökül, yüre” terimleri yerine, bugün
sırasıyla “varsayım, prizma, dik üçgen, dik açı, tümler açı,
benzerlik, tüm/bütün, küre” terimleri kullanılıyor.
Osmanlıcası - Atatürk’ün önerdiği
Bu’ud - boyut
mekan - uzay
satıh - yüzey
kutur - çap
nısf-ı kutur - yarıçap
kavis - yay
muhit-i daire - çember mümâs - teğet
zâviye - açı
re’sen mütekabil zâviyeler - ters açılar
zâviyetan’ı mütabâdiletân-ı dâhiletan - iç ters açılar
kaaide - taban
ufkî - yatay
şâkulî - düşey
amûd - dikey
zâviyetân-ı mütevâfıkatân - yöndeş açılar
va’zîyet - konum
mustatîl - dikdörtgen
muhammes - beşgen
müselles-i mütesâviyü’l-adlâ’ - eşkenar üçgen
müselles-i mütesâviyü’ssâkeyn -
ikizkenar üçgen şibh-i
münharif - yamuk
mecmû - toplam
nisbet - oran
tenasüb - orantı
mesâha-i sathiyye - alan
müştak - türev
müsavi - eşit
mahrut - koni
faraziye - varsayı
hat - çizgi
mukavves - eğri
seviye - düzey
dılı - kenar
muvazi - paralel-koşut
menşur - pürüzma
hattı mail - eğik
veter - kiriş
re’s - köşe
zaviyei hadde - dar açı
hattı munassıf - açıortay
muhit - çevre
kaim zaviyeli müselles - dikey üçgen
tamamlıyan zaviye - tümey açı
murabba - kare
mümaselet - imsiy
umumi totale - ökül
küre - yüre
Agop Dilaçar:
'Atatürk’ün prensipleri doğruydu’
Atatürk’ün dil çalışmalarını yakından izleme olanağı bulan
tanınmış dil uzmanı Agop Dilaçar, Atatürk’ün yazdığı
geometri kitabı üzerine şunları söylüyor:
“Atatürk hep matematikle uğraşırdı. Eski geometri terimleri
çok ağdalı idi. Ben bile uzun uzun bu terimleri okuduğum
halde, şimdikiler karşısında güçlüğünü daha iyi anlıyorum.
Pedagojide bir gerçek var: Fikir yolunun açık olması, bir
ipucunun bulunması lazımdır. Yoksa bir külçe gibi çöker.
Müselles kelimesini ele alalım. Arapça okullarımızdan
kaldırılmıştır. Sülüs’ten müstak (türetilmiş) bir kelime
olduğunu öğrenici nasıl bilsin? Arapça yoğurucu bir dildir.
Örneğin müsteşrik, şark kelimesinden gelmiş bir kelimedir.
Önüne, ortasına, arkasına birtakım heceler eklenmiş. Bunun
aslını bulmak bir Arapça gramer meselesidir. Okullarımızdan
Arapça, Farsça kaldırılmış olduğundan, öğrenici “müselles”i
kütle kelime olarak karşısında görecektir. “Üç” aklına
gelmeyecektir. Ama müselles yerine üçgen dersek, bir üç var.
“Gen”, Atatürk’e göre “genişlik”ten alınmıştır. Bir ipucu
var. “Dörtgen”, dörtten gelmiştir. Bir ipucu vardır. Eşit,
denk anlamına gelen eş’ten gelmiştir. Ama müsavi Arapça bir
kelimedir. Bu sebeple Atatürk’ün prensipleri burada da doğru
idi. Onun için bu en ağdalı olan bilim dalını ele aldı ve
kitabı örnek olarak bıraktı.”
(Kaynak: S. A. Terzioğlu; Atatürk 1936-1937 yılında bir
“geometri kitabı” yazmıştı. Cumhuriyet gazetesi, 15 Haziran
1971, s.1 ve 7.)
Atatürk Sivas Lisesi’nde matematik dersi veriyor
Atatürk, 1937 yılının 29 Mart’ında, ceyb (sinüs) ve teceyb (cosinüs)
terimlerinin karşılıklarının bulunması için Ulus Gazetesi’ne
ilan verdirerek bir yarışma açtı. Daha sonra, hazırlanan tüm
terimler üç aylık Türk Dili Belleten Dergisi’nin Ekim 1937
tarihli sayısında yer aldı. 26 Eylül’de yapılan 5. Türk Dil
Bayramı etkinlerinin de yer aldığı sayıda; matematik, fizik,
kimya, biyoloji, zooloji, botanik, jeoloji terimlerinin
Türkçe karşılıkları, Osmanlıca ve Fransızca adları
bulunmaktadır.
Terim çalışmalarının ülkedeki etkilerini Atatürk, fiili
olarak da inceledi. Ülkedeki pek çok okulu ziyaret ederek
öncelikle matematik derslerine girdi ve öğrencilerin
dersteki başarılarını gözlemledi. 1937 yılında Kültür Bakanı
Saffet Arıkan, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Sabiha Gökçen,
İsmail Hakkı Tekçe ve yaveri Naşit Mengü eşliğinde bir
heyetle Sivas Lisesi’ne gitmişti. Lisenin 9-A sınıfında
programdaki geometri (o zaman ki adıyla hendese) dersine
girmiş bu derste bir kız öğrenciyi tahtaya kaldırmıştı.
Öğrenci, tahtada çizdiği koşut iki çizginin, başka iki koşut
çizgiyle kesişmesinden oluşan açıların Arapça adlarını
söylemekte zorluk çekip yanlışlıklar yapınca durumdan
etkilenen Atatürk tepki gösterdi. “Bu anlaşılmaz Arapça
terimlerle, öğrencilere bilgi verilemez. Dersler, Türkçe
yeni terimlerle anlatılmalıdır.” diyerek tebeşiri eline
aldı, tahtada çizimlerle ‘zaviye’nin karşılığı olarak ‘açı’,
‘dılı’nın karşılığı olarak ‘kenar’, ‘müselles’in karşılığı
olarak ‘üçgen’ gibi Türkçe yeni terimleri kullanarak,
birtakım geometri konularını bu arada Pisagor teoremini
anlattı.
(Kaynak: Ömer L. Örnekol’un anıları. Bilim ve Teknik, Kasım
1982, Sayı: 180.)
Atatürk Sivas Lisesi’nde matematik dersi veriyor
Atatürk, 1937 yılının 29 Mart’ında, ceyb (sinüs) ve teceyb (cosinüs)
terimlerinin karşılıklarının bulunması için Ulus Gazetesi’ne
ilan verdirerek bir yarışma açtı. Daha sonra, hazırlanan tüm
terimler üç aylık Türk Dili Belleten Dergisi’nin Ekim 1937
tarihli sayısında yer aldı. 26 Eylül’de yapılan 5. Türk Dil
Bayramı etkinlerinin de yer aldığı sayıda; matematik, fizik,
kimya, biyoloji, zooloji, botanik, jeoloji terimlerinin
Türkçe karşılıkları, Osmanlıca ve Fransızca adları
bulunmaktadır.
Terim çalışmalarının ülkedeki etkilerini Atatürk, fiili
olarak da inceledi. Ülkedeki pek çok okulu ziyaret ederek
öncelikle matematik derslerine girdi ve öğrencilerin
dersteki başarılarını gözlemledi. 1937 yılında Kültür Bakanı
Saffet Arıkan, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Sabiha Gökçen,
İsmail Hakkı Tekçe ve yaveri Naşit Mengü eşliğinde bir
heyetle Sivas Lisesi’ne gitmişti. Lisenin 9-A sınıfında
programdaki geometri (o zaman ki adıyla hendese) dersine
girmiş bu derste bir kız öğrenciyi tahtaya kaldırmıştı.
Öğrenci, tahtada çizdiği koşut iki çizginin, başka iki koşut
çizgiyle kesişmesinden oluşan açıların Arapça adlarını
söylemekte zorluk çekip yanlışlıklar yapınca durumdan
etkilenen Atatürk tepki gösterdi. “Bu anlaşılmaz Arapça
terimlerle, öğrencilere bilgi verilemez. Dersler, Türkçe
yeni terimlerle anlatılmalıdır.” diyerek tebeşiri eline
aldı, tahtada çizimlerle ‘zaviye’nin karşılığı olarak ‘açı’,
‘dılı’nın karşılığı olarak ‘kenar’, ‘müselles’in karşılığı
olarak ‘üçgen’ gibi Türkçe yeni terimleri kullanarak,
birtakım geometri konularını bu arada Pisagor teoremini
anlattı.
(Kaynak: Ömer L. Örnekol’un anıları. Bilim ve Teknik, Kasım
1982, Sayı: 180.)
www.matematikgeometri.com
|